bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçer: BABA'LAR
BABA'LAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BABA'LAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mart 7

Bir Baba'ya nasıl karar verilir??


Bir doğu toplumuna köşe yazan doğu toplumunun bir ferdi olarak hayli iddialı ve de münasebetsiz bir soru sorduğumun farkındayım.
Doğu toplumlarının kadınları böyle bir soru soramaz çünkü. Onlar adamlar tarafından alınırlar, çocuklar da seve seve veya sevmeye sevmeye o adamdan yapılır. Nokta. Babalar kim olsun diye karar vermez
Ve lakin bizim gibi kadınlar da var. Gençken hasbelkader evlenip habara gübere yapmadıysan, 30 küsur yaşındaysan soruyorsun.
Mesele evlilik değil.
İyi bir evlilik, hadi daha modern olalım, iyi bir ilişki, iyi bir “baba” da yaratacak diye bir şey yok.
Senin adamda bayıldığın şeylere bakalım velet bayılacak mı?
Gece gündüz çalışan meşhur bir iş adamı senin başını döndürebilir ama buna hangi çocuğun ihtiyacı vardır ki?

Şöyle gerzo bir düşünce hakim.
Zengin adamdan, şöhretli adamdan, kültürlü adamdan, yakışıklı adamdan olsun da SÜPER bir bebeğimiz olsun!
Minicik bir spermden ne büyük beklentiler ya Rabbim..
O mikrop kadar şeyin içinde kütüphaneler var sanki.
“Proje çocuk” üreticilerine kötü bir haberim var;
Böyle bir şey yok.
Ne zeki adamlardan ne şapşal çocuklar doğuyor!
Ve ne güzellerden ne çirkinler..
Karakter de keza..
“Senin de karizman var benim de karizmam var hadi karizmatik bir bebek yapalım” derken “keriz”matiğin önde gideni bir Kütükcan’ın oluverir.
Veya nefis bir Embesgül’ün.
Velev ki tutturdun, bu “proje çocuk” senden mavi göz, ondan sıkı popo aldı diye mutlu olacak mı bakalım?
Mesele iyi bir fabrika ürünü mü çıkartmak?
Para gider gelir..
Şöhret gelir gider.
Kültür dediğin beş yılda bayatlayabilen bir şey.
Kendini en entelektüel sayanların düştüğü halleri de görüyoruz interneti kullanamadığı için.
Geriye ne kalıyor?
Anne babamızdan alıp alacağımız nedir?
Ya da artık tersinden bakmam lazım??
Verip verebileceğimiz nedir?

Ben baba sevgisi görmemiş biriyim. Doğruya doğru. Bilmiyorum. Babasının prenses kızı değildim. Babasının prenses kızını geçtim babasının herhangi bir şeyi bile değildim.
Ne varsa anneden.
Hayır!
Alışılmıyor buna.
Hayat boyu bir yara.
Kapandığını sandığın anda bakıyorsun şakır şakır kanıyor.
Dikiş tutmuyor.
Sokaklarda, filmlerde babasıyla kucaklaşan, oynayan, gülüşüp, şakalaşan çocukları görünce gözlerim HÂLÂ yaşarır.
Elimde değil.
Böyle acayip, iskelesiz, dubalar üzerinde bir hayat hissi verip duran, sevimsiz bir şey..
Okuduğum iyi okullar, yaptığım iyi işler, sevdiklerim, sevenlerim ne kadar telafi etti?
Şüpheli.
Duruyor işte..

Gözümün önünde bir sahne gelip duruyor;
Babası kızını bisikletinin arkasına, çocuk koltuğuna oturtuyor, tam hareket edecekken yarım dönüp kızına bakıyor, tatlı tatlı gülümsüyor ve kızı, babasına yeniden ve yeniden ve yeniden aşık oluyor..
Kendimin de tav olduğu o gülümseme kızımı da dondurma gibi eritiyor..
Günde sekiz yüz kırk altı kere falan kafamda bu sahneyi oynatıyorum.
Bir kadın, çocuğuna, aşık olacağı, ölüp biteceği bir babadan daha güzel başka ne verebilir?
Gerisi zırvalık.

Tuğçe Baran
Gazetevatan

Salı, Şubat 12

Babalığın 'halleri'


Bir baba, bir bebeğin hayatındaki "esas" rolünü ne zaman oynamaya başlar?
Yok, işin "esas" başlangıcını kastetmiyorum.
O, rolün en kolay kısmı.
Yukarıdaki soruya yuvarlak bir cevap olarak verilebilecek "babanın kendini baba gibi hissettiği zaman" denen o zaman, ne zaman?

  • Babaların baba olduklarını hissetmeye başladıkları zaman için, ortalama iki yaş deniyor. İnanılmaz derecede uzun gelen bu zaman diliminde, babalar ne yapıyorlar?
  • Biz babalar, ne yapıyoruz?
  • İki yılın içinde tutumlarımızı pekiştirdiğimiz, karakterimizle ve o zamana değin yaşadıklarımızla uyumlu, çocuğumuzun tarzına yakın bir "stil" geliştirirken hangi yollardan geçiyor, ne hâllere giriyoruz?

Basitleştirmeye katlanabilirseniz, topu topu bir kaç çeşit tutumumuz var:

  • Birisi, durup, beklemek.
Ne olduğunu anlamaya çalışarak, ne yapacağımızı belirlemek. Durup, bebekten gelen sinyali dinlediğimizde, ritmimizi ona göre ayarlıyor, o'na göre hareket ediyoruz.

O bakıyorsa, biz de ona bakıyoruz.
Gıdıkladığımızda gülüyorsa, gıdıklıyoruz.
Gıdıklamamızdan ya da kulağına üflememizden rahatsız olduğunu hissettiriyorsa, o hareketimizi kesiyoruz oracıkta.
Bu yolla, âdeta, içinde olduğu kaba göre şekil alan bir maddeye dönüşebiliyoruz.

Buna "sıvısal" babalık ya da babalığın sıvı hâli denebilir, hâliyle.

  • Bebeğin tavrı donuk ve durgunsa, biz de öyle oluyoruz, ilk tepki öyle.
Sıvısalsak eğer, hemen üstüne gitmek yerine, onun küçük bir sinyalini kollayıp, o anda atlayabiliyoruz.
Bu küçük zaman aralıklarını iyi kullanabildiğimiz ölçüde, bebeğin zaman içinde değişiveren ruh hâline uygun adımlar atmayı pek iyi beceriveririz.
  • Sıvısal olmayan bir baba böyle bir durumla karşılaştığında, ne yapabilir?
Babalığın "katı" hâlini yaşıyorsa eğer, bebeğin gülümsemesini bekler ve bebekten beklediği belli adımlar atılmamış olursa, kılını kımıldatmayabilir.
Bebecik de köşesinde duran, ne yapacağını bilemez cinstense, "katı" halli baba ile karşılıklı köşelerde öylece dururlar.

  • Uçucu ve kaçıcı tipte bir babaysa eğer;
sinyal-minyal beklemeden bodoslama dalıverir bebeğin dünyasına,
kendi canlı ve neşeliyse eğer o gün, bebeğin de otomatik olarak öyle olacağı beklentisiyle âdetâ. Bu tip babalığa da, babalığın "gaz" hâli diyelim.

Sıvısal babalığın saydıklarım arasında en makbulü olduğu kanısındayım. Bebekle o meşhur dansı en iyi yapabilenler, bebeğin ihtiyaçlarını yakından gözleyen ve bazı ihtiyaçları doğmadan hissedip proaktif davranan babalar.

Ama hepimizin ayrı, kendine özgü kişilik yapıları var.
Bu yapılara denk düşmeyen davranışlara kendimizi ne kadar zorlayabiliriz?
Sıvı ya da gaz ya da katı hâlde oluşumuz, babalık öncesindeki/yanındaki stillerimizle yakından ilişkili.
Bize babalık ve annelik edenlerin stilleri, onların bize hediyesi genlerimiz, çocuklarımızın anneleri, hepsi bu sıvı/gaz/katı hâllerimizin editörleri...


Kocalığımızın hâlleri ile babalığımızın hâlleri arasında çarpıcı benzerlikler bulursak, şaşırmayalım. Kocalığı gaz hâlinde olup da, babalığı sıvı hâlde olan varsa eğer aramızda, bir dakika, burada bir çelişki var ve neden, diye çıkıverir birisi aradan. Katı hâlden pek bahis yok, dikkat ettiyseniz.

Prof.Dr.Yankı Yazgan