bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçer: BEDEN DİLİ
BEDEN DİLİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEDEN DİLİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Kasım 5

HER KİLONUN BİR ADI VAR...


Mutluluk kiloları: Büyük sevinçlerde, dostlarla paylaşılan coşkulu anlarda, düğün, dernek ve bayramda seyranda, tatillerde, seyahatlerde yemek içmek alışkanlıktır, adettendir. Bu mutlu olaylar ardından fazla kiloları getirir!
Üzüntü kiloları: Psikolojik sorunlar insanın dengesini, dolayısıyla da psikolojisini etkiler. Her insanın sıkıntılı anlarda tepkisi farklıdır ama içine düştüğü boşluğu buzdolabında gidermeye çalışanlar biliniyor. 
İşsizlik kiloları: Kendini toplumda işe yaramayan gereksiz biri olarak gördükleri için sıkıntıya düşenlerde ortaya çıkar! Bu duruma düşenler gelecekten korkarlar, özgüvenlerini kaybederler ve kurtuluşu yemekte bulurlar.
Sıkıntı kiloları: En çok rastlanan şişmanlık nedeni. Kişi içindeki boşluğu yemek yiyerek görmezlikten gelir. Hayatını dolduracak başka bir şey bulamayanların ortak adresi, buzdolabıdır. Bunu atlatmanın tek yolu bedensel veya entelektüel bir uğraş edinmektir.
Karagaşa kiloları: İnsan hayatındaki bütün dalgalanmalar, alışkanlıkların değişmesi, olayların üst üste gelmesi yine aynı yere götürür irsanı: yemeğe... Ancak yeni hayata alıştığı zaman, ortalık durulunca her şey eskisi gibi düzelir. Ve fazla kilolardan kurtulmak da zor olmaz.
Yaşlılık kiloları: İnsanın kilosu yaş ilerlerken metabolizmanın etkisiyle değişime uğrar. Bu değişim de çoğunlukla kilo artışına neden olur. Ayrıca aktif hayattan el çekme, sigarayı bırakma, ilaç kullanımı, hastalık sağlık derken yavaş yavaş kilolar artar.
Annelik kiloları: Bir kadının ideal kilosu hesaplanırken dünyaya getirdiği her çocuk için ideal kilosuna bir kg. eklenir. Ayrıca her on yıl için ortalama 1 kg. eklenmelidir.

MEMURA SEVK ZİNCİRİ YOK...


Yayınlanan tedavi yardımına ilişkin uygulama tebliğine göre, aile hekimliği uygulamasına başlanan illerde sevk zorunluluğu olmayacak. Başvurular öncelikle aile hekimine yapılacak. Hastalar aynı sevk kağıdı ile değişik bölümlerde muayene, tetkik, tahlil ve tedavi yaptırabilecek.
Maliye Bakanlığı, sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilere ait ücretleri ve işlemleri Tedavi Yardımına İlişkin Uygulama Tebliği (TUT) ile açıkladı. Resmi Gazete’nin 23 Ekim 2008 tarihli sayısında yayınlanan düzenlemeye göre, aile hekimliği uygulamasına geçilen illerde öncelikle aile hekimine başvurulacak ve aile hekimince lüzum görülmesi halinde ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurumlarına aile hekimince sevkin yapılması teşvik edilecek. Aile hekimliği uygulamasına başlanan illerde sevk zorunluluğu olmayacak. Aile hekimliği uygulaması bulunmayan illerde memurlar varsa kurum tabibine gönderilecek, kurum tabibinin gerekli görmesi halinde ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurumuna sevk edilecek. Kurum tabibi bulunmadığı takdirde memurlar belediye sınırları ve mücavir alan içinde bulunan birinci, ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurum veya kuruluşuna doğrudan başvurabilecek. 

Sevk işlemleri nasıl olacak? 
Aynı sevk kağıdı ile bir sağlık kurumuna müracaat edenlerin ilk muayenesini müteakip yeni bir sevk kağıdına gerek kalmaksızın değişik bölümlerde aynı sevk kağıdı ile muayene, tetkik, tahlil ve tedavi olmaları mümkün olacak. Bunun için yeterli sayıda nüsha içeren hasta sevk kağıdının düzenlenmesi ve sağlık kurumlarınca tüm nüshaların ilk nüsha gibi değerlendirilerek işlem yapılması gerekiyor. Sonraki muayeneler konsültasyon olarak kabul ediliyor.

Sağlık kurumlarında yatırılarak tedavi altına alınan hastalar için üniversite veya eğitim hastanelerinden ilgili dal uzmanı çağırılmak suretiyle konsültasyon hizmeti alınması durumunda, ikinci bir sevk işlemine gerek kalmaksızın, konsültasyon ücreti konsültan hekimce düzenlenen epikrize dayalı olarak tahakkuk ettirilecek faturaya istinaden hastayı yatıran sağlık kurumu tarafından konsültan hizmeti veren sağlık kurumunun döner sermayesine aktarılacak. Sağlık kurumlarında yatırılarak tedavi altına alınan hastaların yapılamayan tetkik ve tahlilleri için diğer sağlık kurumlarına sevkinin gerektiği durumlarda, ikinci bir sevk işlemine gerek kalmaksızın yapılan tetkik bedeli, hastayı sevk eden sağlık kurumu tarafından tetkiki yapan kurumun döner sermayesine aktarılacak. 
Ayakta tedavi gören hastalara ait sevk evrakının hastalara verilen suretlerine (tek hekim tarafından verilen istirahat raporlarına ilişkin sevk evrakı hariç) muayene ve tedavi işlemlerinin tamamlanması sonrasında, kurum başhekiminin onayı ve mühür tasdik işlemi yapılmayacak. Şehir içi sevkler 3 (üç) iş günü, şehir dışı sevkler ise 5 (beş) iş günü geçerli kabul edildi.

Antidepresan ilaçlar
SNRI, SSRE, RIMA, NASSA grubu antidepresanlar, psikiyatri (erişkin ve çocuk), nöroloji (erişkin ve çocuk) uzman hekimlerinden biri tarafından veya bu hekimlerden biri tarafından düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edildiğinde bedeli ödenecek. Normal çocuk beslenmesinde kullanılanlar hariç olmak üzere ayaktan tedavide, malnütrisyonu olanlar, malabsorpsiyonlu olanlar veya oral beslenemeyen ancak enteral beslenmesi gereken hastalar ile doğuştan metabolik hastalığı olanlar ve/veya kistik fibrozisi olanlara uzman hekim raporuna dayanılarak uzman hekimlerce reçete edilmesi halinde bedeli karşılanacak. Raporda, beslenme ürününün adı, günlük kalori ihtiyacı ve buna göre belirlenen günlük kullanım miktarı açıkça belirtilerek reçeteye en fazla 30 günlük dozda yazılacak. Eritropoietin ve darbepoietin preparatları sadece kronik böbrek yetmezliği ile ilişkili anemi endikasyonunda bazı koşullarda karşılanacak olup, diğer endikasyonlarda karşılanmayacak.
Kanserde en fazla 3 aylık dozda ilaç
Ayaktan kemoterapi yapılacak kanserli hastalara tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak kür tanımına uyacak tedavi uygulanıyor ise bir kürlük, kür tanımına uymayan tedavi uygulanıyor ise en fazla 3 aylık dozda ilaç verilebilecek. Kanser tedavisinde kullanılacak hormonlar ve hormon antagonistleri ile maligniteye bağlı metastatik olgularda kullanılan yardımcı ilaçlar, tedavi protokolünü gösterir uzman hekim raporuna dayanılarak 3 aylık dozlarda uygulanabilecek. Sağlık Bakanlığı tarafından, endikasyon dışı kemoterapi kullanımında, tedavi protokolünü ve daha önce uygulanan kemoterapi dahil diğer tedavileri de gösteren tıbbi onkoloji veya çocuk onkolojisi (hematolojik maligniteler için tıbbi onkoloji, çocuk onkolojisi, hematoloji veya çocuk hematolojisi) uzman hekimlerinden birinin bulunduğu sağlık kurulu raporu aranacak.
Fizik tedavi uygulamaları
Uygulamaların fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekimi veya fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekiminin gözetiminde hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanmış olması gerekiyor. Hastalar, en az 5 metrekarelik hasta kabininde tedaviye alınacak. Uygulayıcı personelin her bir üyesi en fazla 2 kabinden sorumlu olacak. Bir fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekimi gözetiminde aynı anda en fazla 10 hastaya fizik tedavi işlemi uygulanabilecek. Bedeli ödenecek günlük fizik tedavi seans sayısının hesabında, merkezde tam zamanlı görevli fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekim sayısı ve çalışma saatleri, merkezin çalışma saatleri, iş kanununa göre çalıştıracağı hekim dışı sağlık personeli sayısı, kabin sayısı ve seans süresi dikkate alınacak. Fizik tedavi seansları en az 60 dakika olarak kabul edilecek. Özel sağlık kurumlarında rehabilitasyon uygulamalarındaysa, ayaktan hastalar için sadece ortopedik, nörolojik, pediatrik ve el rehabilitasyon işlemleri, yatan hastalar için bunlara ilave olarak kardiak ve pulmoner rehabilitasyon işlemleri fatura edilebilecek. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanın gözetiminde aynı anda en fazla 2 hastaya rehabilitasyon işlemi uygulanabilecek. Bir hasta için en fazla 30 seanslık bir rehabilitasyon uygulaması yapılabilecek. 30 seanstan sonra uygulamaya devam edilmesi gerektiğinde, üçüncü basamak sağlık kurumları tarafından en az bir fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekiminin yer aldığı sağlık kurulu raporu düzenlenecek. Bedeli ödenecek günlük rehabilitasyon seans sayısının hesabında, merkezde tam zamanlı görevli fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekim sayısı ve çalışma saatleri, merkezin çalışma saatleri, iş kanununa göre çalıştıracağı fizyoterapist sayısı ve seans süresi dikkate alınacak. Rehabilitasyon seansları en az 60 dakika olarak kabul edilecek.

Perşembe, Ekim 16

Zekâ ise etik hiçbir anlam taşımaz, nötrdür!


Kavramlarla kelimeleri doğru birleştirmek çetrefil bir iştir. İfade etmek istediğimiz kavram için seçtiğimiz kelime, esasında bambaşka bir kavramın ifade şekli olabilir. Hele ki söz konusu soyut kavramlarsa. Çünkü bunları parmağımızla işaret ederek, elimizin içine alarak “İşte tam da bundan bahsediyorum” diyemeyiz…

Bazen de farklı şeyler olduğunu düşündüğümüz şeyleri tanımlamamızı veya farklarını söylememizi istediklerinde düşünür düşünür işin içinden çıkamayız. Birinin tanımı için kullandığımız cümleleri diğeri için de söylerken bulabiliriz kendimizi…

Ben de aynı bu duruma düştüm; “Zekâ ile Akıl arasındaki fark nedir?” diye sorduğunda arkadaşım. Bir insan akıllı olmayıp da zeki olabilir mi? Zeki olmayıp da akıllı olabilir mi? Ve hangisinin karşıtı aptallık ve ahmaklıktır?

Madem dolaysız bir şekilde tanımını vermekte zorlanıyoruz, kıyas yoluyla gidebiliriz…

Akıl somut olarak ölçülemez. Aksine zekâ, bilindiği gibi IQ testiyle ölçülebilir. Zekâ akıl gibi değildir, insanlar arasında yeterince eşit bölüştürülmemiştir. Fakat aklın eşit olarak bölüştürülmüş olması, istisnasız herkesin ‘akıllı’ sıfatını haketmesini garantiye almaz. Tıpkı istisnasız hepimizde kaslar [görevi hareket sağlamak] olmasına rağmen, felç hastalarının hareket edememesi gibi…
“Sağduyu (aklıselimlik), yeryüzünde adalete en uygun şekilde dağıtılmıştır, diye yazıyor Descartes Metot Üzerine Konuşma’sında. Öyle ki herkes aklıselimlik açısından kendisinin en iyi şekilde donatılmış olduğunu düşünür. Hatta sahip oldukları hiçbir şeyle yetinemeyen insanlar bile, daha fazla akıl istemezler. […] Asıl olan, daha yüksek bir akla sahip olmak değildir. Onu iyi kullanabilmektir. (İyi kullanılamadığında) En yüce diye bildiğimiz insanlar, doğru davranışlar sergiledikleri gibi çok büyük yanlışlar da yapabilirler. Ve çok yavaş yürümesine rağmen doğru istikamette giden kişiler, çok hızlı olmasına rağmen ters yöne gidenlerden daha çok ilerler.”

O halde ister etik, ister pragmatik açıdan olsun, akıllı kişi doğruyu seçen, yapan kişidir
Akıl, iyi ve doğru olana hizmet etmekte olan zekâdır diyebiliriz. Ya da zekâyı dizginleyen güçtür akıl. Zekâ ise etik hiçbir anlam taşımaz, nötrdür. Örneğin sadece zeki bir insan kâinattaki en güçlü nükleer bombayı icat edebilir. İleride sevdiği her şeyin ölümüne sebep olacağını akıl edemeyebilir. Ama akıllı insan; icat edebilecek zekâsı olsun olmasın, buna girişmez. Bu durumda, savaş teknolojisine hizmet verenlere dâhi ahmaklar diyebilir miyiz?
Zekâ kısaca beynin algılama hızıdır. Ama belirli bir metotla bütünleşmeden, yalın olarak, doğru ve iyi bir sonuca ulaşamaz.
Melda GÜNGÜL
İndigo Dergisi

Cuma, Temmuz 18

HAYVANLAR ÖĞRETİYOR

Bilim adamları doğadan ilham alarak insanların sorunlarına çözümler arıyorlar.
Bu noktada pek çok hayvandan esinleniyorlar.

Örneğin çekirgelerden!
Milyonları aşan sürüler halinde dolaşan çekirgelerin trafik sorununun normal şartlarda insanlarınkinden çok daha büyük olması gerek.
Ama onlar hiçbir sorun yaşamıyor ve birbirlerine hiç çarpmadan topluca uçup gidiyorlar.
Çünkü elektriksel bir duyuya sahipler.
Üzerlerine gelen cisme önce elektronik sinyal gönderiyorlar. Bu sinyaller sayesinde diğer çekirgenin yerini tespit ediyor ve hemen kendi yönlerini değiştiriyorlar.
Çekirgelerin bu özelliği bilim adamlarına esin kaynağı olmuş.
Bir süredir birbirlerini algılayacak araçlar planlıyorlar.

Bilim adamlarının üzerinde çalıştıkları bir başka teknoloji ürünü ise sessiz uçaklar.
Doğada bunun da örneği var; baykuşlar.
Baykuşlar kanatlarındaki kıvrımlar sayesinde doğadaki en sessiz uçuşu gerçekleştirirler.
Bu kıvrımlar türbülanstan kaynaklanan gürültüyü kesiyorlar.
Kanatlarını yumuşak hale getiren ince tüyler ise uçuş sırasında tüylerin birbirine sürtünmesinden kaynaklanan sesi ortadan kaldırıyorlar.
Bilim adamları baykuşlardaki bu özelliği uçak kanatlarına uyarlamaya çalışıyorlar.

Doğadan esinlenerek geliştirilen teknolojik ürünlere bir başka örnek ise tavuskuşlarından.
Bilim adamları şimdi de tavuskuşlarının tüylerinden örnek alarak toksik olmayan ve yeniden kullanılabilir olup ışığın yansımasıyla renklenen levhalar üretiyorlar.
Örnek alınan özellik ise şu;
Tehlike anında savunma amacıyla kuyruklarında bulunan renkli tüyleri açan tavuskuşlarının bu tüyleri aslında kahverengi pigmentlerden oluşuyor. Ama tavuskuşunun tüylerinde bulunan keratin proteini güneş ışığını çeşitli şekillerde kırıp yansıttığı için kahverengi tüyler renk alıyor ve biz de bu tüyleri rengarenk algılıyoruz.
Ve bilim adamları da tavuskuşunun bu özelliğini trafik ve okul uyarı levhalarında ve bilgisayar ekranlarında kullanıyorlar...
Elif KIRAL
Genç Dergisi

Perşembe, Mart 20

Yüz'ümüzden Haberler

Yüzdeki organlar ile vücuttaki organlar arasında sıkı ilişki bulunuyor. Yüzde yaşanan rahatsızlıklar zaman zaman vücuttaki organların zayıf düşmesinin bir sinyalidir. Bundan dolayı yüzdeki organlarda görülen ve önemsiz sayılan bazı rahatsızlıklar ihmal edilmemeli.
1. Gözün net görmemesi ve gözde yaşanan kuruluk. Bu karaciğerin zayıf düşmesinin bir belirtisi olabilir. Karaciğerin bulunduğu yerin etrafına basıldığında şişkinlik hissediliyorsa zamanında doktora başvurmak gerekiyor. Bunun yanı sıra gözü fazla yormamaya da dikkat edilmeli, çünkü göz yorgunluğu karaciğeri olumsuz etkileyebilir.
2. Kulakların çınlaması ve seslerin net duyulmaması. Bu böbreğin işlevinin zayıfladığının işareti olabilir. Bazen ayak ağrısı ve idrar sıklığı gibi belirtiler de beraber görülebilir. Özellikle yoğun çalışan insanlar gerekli istirahata önem vermeli, içkiyi fazla kaçırmamalı ve biber gibi tahriş edici yemeklerden uzak durmalı.
3. Koklama duygusunun zayıf düşmesi, sık sık öksürük ve bazen nefes zorluğu yaşanması. Bu durum, akciğerin çalışmasındaki anormalliğin habercisi olabilir. Bu tür rahatsızlık hissedenler her şeyden önce beslenmeye dikkat etmeli, sigarayı bırakmalı ya da sigara sayısını kontrol atına almalı ve sigara içenlerden uzak durmalı. Bunun yanı sıra taze meyve ve sebzelere ağırlık verilmeli.
4. Dudakta uyuşukluk yaşanması ve günden güne zayıflaması. Esas olarak düzensiz beslenmenin yol açtığı bu rahatsızlık, pankreasta sorun olduğunu haber veriyor. Pankreasın zayıf düşmesinden dolayı mide zarar görür ve dudak kurur ve uyuşur. Bu rahatsızlığı yaşayanlar düzenli beslenmenin yanı sıra, çiğ, soğuk ve yağlı yemeklerden de uzak durmalı.
5. Tatmada yavaşlık ve tat almamakla beraber uykusuzluk ve kalbin hızlı atması gibi belirtiler. Bunlar kalbin zarar gördüğünün bir sinyali olabilir. Ağzının kuruduğunu hisseden ve yemeklerin tadını alamayan biri kalp hastalığına karşı uyanık olmalı.


http://turkish.cri.cn/281/2007/09/12/1@79734.htm

Salı, Mart 18

Tatsız gerçek; Yaşlanmak


Sağlıklı ve uzun bir yaşamın hayalini kim kurmaz?

Bilim, insanların bu hayalini gerçeğe dönüştürebilmek için dört koldan çalışıyor. 19. yüzyılın sonunda ortalama yaşam süresi 35 yıldı. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce bu süre 50-60'a çıktı. Günümüzde bu rakam erkeklerde 73,5, kadınlarda ise 80'e ulaştı. Bu artış doğrusal olarak sürdüğünde, bugün doğanların yaklaşık yarısının 100 yaşına ulaşabileceği tahmin ediliyor. Üstelik yaşlılıktan kaynaklanan düşkünlük, eskiye oranla insanları daha az etkiliyor. 70 yaşındaki biri, bedensel ve zihinsel olarak, 30 yıl öncesinin 65 yaşındaki insanı kadar sağlıklı.

Yaşlanmaya seyirci kalmayın!

Moleküler biyoloji, her geçen gün, yaşlılığa götüren süreçlerden birini daha keşfediyor ve yavaşlatmaya çalışıyor. Vitaminler ve mineraller uzun süre bu öneri listesinin başında yer aldı. Ancak son zamanlarda ABD'de bir ikinci kuşak "gençlik iksiri" geliştirildi: hormonlar. Anti-aging'le (yaşlanmayı önleme) ilgilenen doktorlar, normal yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan "hormon üretiminin azalması"nı bir hastalık gibi değerlendiriyorlar. Bu nedenle birçok kadın östrojen içerikli preparatlar kullandı. Ancak bu uygulamanın yararları henüz kanıtlanamadı. Östrojenin etkileriyle ilgili Amerika'da yürütülen bir çalışma, deneklerin sağlıklarının daha fazla riske edilmemesi için yarıda kesilmek zorunda kaldı. Çünkü hormon ilaçları meme kanseri, kalp enfarktüsü, felç ve damar tıkanıklığı risklerini belirgin olarak artırıyordu.

Çalışmalar kadınlardan sonra erkekleri hedef aldı. 1 litre kan başına 12 nanomolden daha az testosteron üreten kişilerin, kendilerini iyi hissetmek, mutlu olmak, kas gücünü ve kemik yoğunluğunu artırmak için testosteron tedavisi olmaları gerektiği söylendi.

Nasıl yaşlanıyoruz?

Yaşlanma süreci dikkat çekici bir belirtece sahip olmadığı için, bugüne kadar insanlarda da hayvanlarda da ölçümlenemedi. Bu nedenle, anti-aging konusunda yapılan önerilerin verimliliği de saptanamadı.

Bütün bu yoğun araştırma ve uğraşların nedeni, yaşamın büyük sırrını çözmeye çalışmak..,
Neden yaşlanıyoruz ve bu süreci başlatan şey ne?

"Yaşlanma tipik bir insan sorunudur, uygarlaşmanın bir ürünüdür"; diyor Amerikalı geriatri (yaşlılık tıbbı) uzmanı Leonard Hayflick.
Birçok biyolog gibi o da, "doğanın bir organizmayı sadece üreme dönemine kadar formda tuttuğu, daha sonra ona ne olacağıyla hiç ilgilenmediği, dolayısıyla organizmanın da o aşamadan sonra yaşlanmaya başladığı" görüşünü benimsiyor.
Hayvanlar dünyası içinde, sadece insan üreme döneminden sonra dikkate değer bir yaşam evresine sahip. Hatta bu süre, üreme dönemi öncesine oranla çok daha uzun geçebiliyor. Yaşlanmanın nedeni bulunsa da, "nasıl" olduğu bugüne kadar gizemini korudu.
http://www.focusdergisi.com.tr/saglik/00577/

Kanser'i Beslememek

  1. Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
  2. Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
  3. Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
  4. %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40 oC'de yok olurlar.
  5. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz.
  6. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
  7. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
  8. Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
  9. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyac olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
  10. Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
  11. Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.


  • Mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj koymayınız.
  • Dondurucuya su şişesi koymayınız.
  • John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.
  • Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmayınız. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.
  • Bunun yerine yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye edilmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır.
  • Kağıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüler. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalıdır. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınınca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.
John Hopkins Hastanesinden Kanser Güncellemesi

Kanser



  1. Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
  2. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
  3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
  4. Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
  5. Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
  6. Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
  7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar zarar verir.
  8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
  9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
  10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
  11. Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.
  • John Hopkins Hastanesinden Kanser Güncellemesi

İkinci Beyin

Karın boşluğu, vücudun merkezinde başlı başına bir evren. Araştırmacıların uzun yıllar gereken ilgiyi göstermediği bağırsaklar, "ikinci beynimiz" tarafından yönetiliyor. Sindirim organımız, omuriliğinde bulunandan çok daha fazla, 100 milyon adet sinir hücresi ile çevrili. "Enterik sinir sistemi" olarak adlandırılan bu örgü, giderek daha çok bilim insanını heyecanlandırıyor. Birçok uzmana göre karın bölgesi, kafatasındaki merkezin devamı. Karnımızdaki beyin serotonin gibi ruh hâlimizi belirleyen nörotransmitterleri üretiyor ve psiko-aktif maddelere tepki veriyor.


Karın özerk çalışıyor; kafatasındaki beyne gönderdiği sinyaller, beyinden aldığından fazla. Hastalanıp kendine özgü nevrozlar geliştirebiliyor. Karın da hissediyor, düşünüyor ve hatırlıyor. Sezgisel kararlarımızı bu içsesi dinleyerek alıyoruz.

Dünya üzerindeki tüm kıtalar ve kültürlerde, duyguların bedenimizin merkezinde oluştuğu biliniyor. Bir zorluğun aşılırken "göbek çatlatması", sevincin "göbek attırması", sinirin "mideye vurması", açlıktan "karnın zil çalması" ya da dünyayla "göbek bağı" gibi deyişler bu yüzden...

Irkları, kültürleri ne olursa olsun, sevinç, korku, huzur, ihtiras gibi duyguları, en yoğun olarak nerede hissettiklerini göstermeleri istendiğinde, hemen hemen tüm insanlar karın bölgelerine işaret ediyor, çünkü insanlar bu "karanlık mağarada" bir şeylerin olup bittiğini, karınlarının kendilerine bir şeyler anlattığını, şifreli mesajlar gönderdiğini hissedebiliyorlar. Çok eski zamanlardan beri, meditasyon yapan insanlar, bedenlerinin derinliklerine yolculuğa çıkıyor, burada huzur ve bilgeliği arıyorlar.

Ve hatta, günümüz dünyasına egemen ekonomi disiplini bile, küresel bir dil olan "içsesin" öneminin farkında. Başarılı yöneticilerin el kitaplarında "içsesinizi dinleyin" gibi cümlelere sık sık rastlanıyor, borsacılara da aynı telkinde bulunuluyor. İçsesimizin fısıldadıklarını beynimizin kabullenmesi, karnın beyni galebe çalması anlamına gelmiyor ama, en azından beynin vücudumuzun tek hâkimi olduğu mitini ciddi şekilde sorguluyor.
Karnın ne denli belirleyici olduğunu bilim de doğrulamaya başladı. İnsan bedeninin herhâlde en "şiirsel olmayan" bölgesi bağırsaklar, gerçekten hayatın önemli sırlarını barındırıyor. Zekice işleyen sindirim sistemiyle sürekli devinim hâlinde olan, ancak hareketliliğini genelde görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz karnımız, bilimsel araştırmaların odağına yerleşti son dönemde.
New York'taki Columbia Üniversitesinde görevli nörobilimci, anatomi ve hücre biyolojisi uzmanı, 1998 yılında yayımlandığında çığır açan "The Second Brain" adlı kitabın yazarı Prof. Michael Gershon'a göre "karnımızda ikinci bir beyin bulunuyor".

Bağırsaklar 100 milyon adet sinir hücresiyle çevrili. Bu kadar çok sayıda sinir hücresine omuriliğinde bile rastlanmıyor. Kulağa hakaret gibi gelse de, birçok nörobilimciye göre "ikinci beyin" asıl beynin bir kopyası. Hücre tipleri, etken maddeler ve reseptörleri aynı.
Karın bölgesinde bu kadar çok sinir hücresinin bulunması bilimcileri de burayı araştırmaya yöneltti. Son dönemde, nörogastroenteroloji gibi zor bir isme sahip olan disipline ilgi hayli arttı.
Enterik sinir sistemi üzerine çalışmalar yapan dünyadaki bilim adamları, "insan bedeninin karanlık bölgelerine yaptıkları keşif gezilerinden" söz ediyor. "Uzun zaman bağırsaklara basit refleksleri olan bir organ gözüyle baktık" diyen Londra Üniversitesinden Emeritüs Prof. David Wingate, "kimsenin aklına sinir liflerini saymak gelmedi" diyor. Gastrointestinoloji uzmanı Wingate, bu alanın öncülerden ve nörogastroenteroloji kavramının yaratıcılarından.
Los Angeles'taki California Üniversitesinden, fizyoloji profesörü ve nörogastroenteroloji uzmanı Emeran Mayer ise "Bundan birkaç yıl önce psikolojik durum ile karındaki ikinci beyin arasındaki ilişkiden bahsetseydim, meslektaşlarım benimle alay ederdi" derken, Flinders Üniversitesinde görevli Avustralyalı araştırmacı Marcello Costa, başta kendisinin de inanmadığını anlatıyor.
Herkesin hem fikir olduğu konu ise şu: Beyin haricinde en çok sinir hücresinin bulunduğu bağırsaklar, aslında kendi başına bile fazlasıyla karmaşık bir iş olan sindirim işleminden çok daha fazlasını yapıyor.

İkinci beyin, hem vücut hem de ruhun hayatta kalmasını sağlıyor;
kendisi psikolojimiz üzerinde belirleyici olan serotonin, dopamin, opiatlar gibi psiko-aktiv maddelerin kaynağı.
Hatta valium gibi etkili ilaçların teskin edici özelliklerini kazandıran benzodiazepin gibi kimyasallar bile burada üretiliyor.
Kısacası karın, beyni pek çok şekilde besliyor.

http://www.geodergi.com.tr/hab-24000201-104,28@2400.html

Yazı: Hania Luczak

Cuma, Mart 14

Hasta Hakları Yönetmeliği'miz

Hasta Hakları Yönetmeliği
Kurum:Sağlık Bakanılığı
Kabul Tarihi:01.08.1998
RGT:01.08.1998
RG No:23420


Amaç
Madde 1 -Bu Yönetmelik; temel insan haklarının sağlık hizmetleri sahasındaki yansıması olan ve başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda, diğer mevzuatta ve milletlerarası hukuki metinlerde kabul edilen "hasta hakları"nı somut olarak göstermek ve sağlık hizmeti verilen bütün kurum ve kuruluşlarda ve sağlık kurum ve kuruluşları dışında sağlık hizmeti verilen hallerde, insan haysiyetine yakışır şekilde herkesin "hasta hakları"ndan faydalanabilmesine, hak ihlallerinden korunabilmesine ve gerektiğinde hukuki korunma yollarını fiilen kullanabilmesine dair usul ve esasları düzenlemek amacı ile hazırlanmıştır.

Kapsam
Madde 2 - Bu Yönetmelik; sağlık hizmeti verilen resmi ve özel bütün kurum ve kuruluşları, bu kurum ve kuruluşlarda veya bunların dışında hizmete katılan her kademedeki ve unvandaki ilgilileri ve hizmetten faydalanma hakkını haiz olan bütün fertleri kapsar.

Hukuki Dayanak
Madde 3 - Bu Yönetmelik; 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 9 uncu maddesinin (c) bendine ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 43 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
Madde 4 - Bu Yönetmelik'te geçen deyimlerden;
a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığı'nı,
b) Hasta: Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimseyi,
c) Personel: Hizmetin, resmi veya özel sağlık kurumlarında ve kuruluşlarında veya serbest olarak sunulmasına bakılmaksızın, sağlık hizmetinin verilmesine iştirak eden bütün sağlık meslekleri mensuplarını ve sağlık meslekleri mensubu olmasa bile sağlık hizmetinin verilmesine sorumlu olarak iştirak eden kimseleri,
d) Sağlık kurum ve kuruluşu: Milli Savunma Bakanlığı'na ait olanlar hariç olmak üzere, sağlık hizmeti verilen resmi veya özel bütün kurum ve kuruluşlar ile tababet icra edilen bütün yerleri,
e) Hasta hakları: Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan fertlerin, sırf insan olmaları sebebiyle sahip bulundukları ve T.C. Anayasası, milletlerarası antlaşmalar, kanunlar ve diğer mevzuat ile teminat altına alınmış bulunan haklarını, ifade eder.

İlkeler
Madde 5 - Sağlık hizmetlerinin sunulmasında aşağıdaki ilkelere uyulması şarttır:
a) Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde yaşama hakkının, en temel insan hakkı olduğu, hizmetin her safhasında daima gözönünde bulundurulur.
b) Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz olduğu ve hiçbir merci veya kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin olmadığı bilinerek, hastaya insanca muamelede bulunulur.
c) Sağlık hizmetinin verilmesinde, hastaların, ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve ekonomik ve sosyal durumları ile sair farklılıkları dikkate alınamaz. Sağlık hizmetleri, herkesin kolayca ulaşabileceği şekilde planlanıp düzenlenir.
d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz.
e) Kişi, rızası ve Bakanlığın izni olmaksızın tıbbi araştırmalara tabi tutulamaz.
f) Kanun ile müsaade edilen haller ile tıbbi zorunluluklar dışında, hastanın özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Sağlık Hizmetlerinden Faydalanma Hakkı

Adalet ve Hakkaniyete Uygun Olarak Faydalanma
Madde 6 - Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamanın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bu hak, sağlık hizmeti veren bütün kurum ve kuruluşlar ile sağlık hizmetinde görev alan personelin adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun hizmet verme yükümlülüklerini de içerir.

Bilgi İsteme
Madde 7 - Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanabileceği konusunda bilgi isteyebilir. Bu hak, hangi sağlık kuruluşundan hangi şartlara göre faydalanılabileceğini, sağlık kurum ve kuruluşları tarafından verilen her türlü hizmet ve imkanın neler olduğunu ve müracaat edilen kuruluşta verilen sağlık hizmetlerinden faydalanma usulüne öğrenme haklarını da kapsar.
Bütün sağlık kurum ve kuruluşları, hastayı birinci fıkra uyarınca bilgilendirmek için yeterli teknik donanımı haiz birimi oluşturmak; bu birimde, hastaya kesin ve yeterli bilgi verebilecek nitelik ve ehliyete sahip personeli daimi olarak istihdam etmek ve hastanın ihtiyacı olan birimlere kolayca ulaşabilmesini temin etmek üzere, kuruluşun uygun yerlerinde bilgilendirici tabela, broşür ve işaretler bulundurmak gibi tedbirleri almak zorundadırlar.

Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme
Madde 8 - Hasta; tabi olduğu mevzuatın öngördüğü usul ve şartlara uyulmak kaydı ile, sağlık kurum ve kuruluşunu seçme ve seçtiği sağlık kuruluşunda verilen sağlık hizmetinden faydalanma hakkına sahiptir.
Mevzuat ile belirlenmiş sevk sistemine uygun olmak şartı ile hasta sağlık kuruluşunu değiştirebilir. Ancak, kuruluşu değiştirmenin hayati tehlikeye yol açıp açmayacağı ve hastalığının daha da ağırlaşıp ağırlaşmayacağı hususlarında hastanın tabip tarafından aydınlatılması ve hayati tehlike bakımından sağlık kuruluşunun değiştirilmesinde tıbben sakınca görülmemesi esastır.
Acil vak'alar dışında, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olup da mevzuatın öngördüğü sevk zincirine uymayanlar aradaki ücret farkını kendileri karşılar.
Hastanın sağlık kuruluşunda kalmasında tıbben fayda bulunmayan veya bir başka sağlık kuruluşuna nakli gerekli olan hallerde, durum hastaya veya 15 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kişilere açıklanır. Nakilden önce, gereken bilgiler nakil talebinde bulunulan veya tıbben uygun görülen sağlık kuruluşuna, sevkeden kuruluş veya mevzuatla belirlenen yetkililerce verilir. Her iki durumda da hizmetin aksamadan ve kesintisiz olarak verilmesi esastır.

Personeli Tanıma, Seçme ve Değiştirme
Madde 9 - Hastaya talebi halinde, kendisine sağlık hizmeti verecek veya vermekte olan tabiplerin ve diğer personelin kimlikleri, görev ve unvanları hakkında bilgi verilir.
Mevzuat ile belirlenmiş usullere uyulmak şartı ile hastanın, kendisine sağlık hizmeti verecek olan personeli serbestçe seçme, tedavisi ile ilgilenen tabibi değiştirme ve başka tabiplerin konsültasyonunu istemek hakkı vardır.
Personeli seçme, tabibi değiştirme ve konsültasyon isteme hakları kullanıldığında, mevzuat ile belirlenen ücret farkı, bu hakları kullanan hasta tarafından karşılanır.

Öncelik Sırasının Belirlenmesini İsteme
Madde 10 - Sağlık kuruluşunun hizmet verme imkanlarının yetersiz veya sınırlı olması sebebiyle sağlık hizmeti talebi zamanında karşılanamayan hallerde, hastanın, öncelik hakkının tıbbi kriterlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini istemek hakkı vardır.
Acil ve adli vak'alar ile yaşlılar ve özürlüler hakkında öncelik sırasının belirlenmesinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım
Madde 11 - Hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir.
Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.

Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağı
Madde 12 - Teşhis, tedavi veya korunma maksadı olmaksızın, ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek veya akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şey yapılamaz ve talep de edilemez.

Ötenazi Yasağı
Madde 13 -
Ötenazi yasaktır.
Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahil, kimsenin hayatına son verilemez.

Tıbbi Özen Gösterilmesi
Madde 14 - Personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak veya sağlığını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmak zorunludur.

Sağlık Durumu İle İlgili Bilgi Alma Hakkı

Genel Olarak Bilgi İsteme
Madde 15 - Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.
Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi, bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olması halinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta, sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkinin belgelendirilmesi istenilebilir.
Hasta, tedavisi ile ilgilenen tabip dışında bir başka tabipten de sağlık durumu hakkında bilgi alabilir.

Kayıtları İnceleme
Madde 16 - Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir.

Kayıtların Düzeltilmesini İsteme
Madde 17 - Hasta; sağlık kurum ve kuruluşları nezdinde bulunan kayıtlarında eksik, belirsiz ve hatalı tıbbi ve şahsi bilgilerin tamamlanmasını, açıklanmasını, düzeltilmesini ve nihai sağlık durumu ve şahsi durumuna uygun hal'e getirilmesini isteyebilir.
Bu hak, hastanın sağlık durumu ile ilgili raporlara itiraz ve aynı veya başka kurum ve kuruluşlarda sağlık durumu hakkında yeni rapor düzenlenmesini isteme haklarını da kapsar.

Bilgi Vermenin Usulü
Madde 18 - Bilgi, gerektiğinde tercüman kullanılarak, hastanın anlayabileceği şekilde, tıbbi terimler mümkün olduğunca kullanılmadan, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden ve hastanın ruhi durumuna uygun ve nazik bir ifade ile verilir.

Bilgi Verilmesi Caiz Olmayan ve Tedbir Alınması Gereken haller
Madde 19 -
Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir.
Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır.
Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.

Bilgi Verilmesini Yasaklama
Madde 20 - İlgili mevzuat hükümlerine ve hastalığın mahiyetine göre yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; hasta, sağlık durumu hakkında kendisine veya ailesine veya yakınlarına bilgi verilmemesini isteyebilir.

Hasta Haklarının Korunması

Mahremiyete Saygı Gösterilmesi
Madde 21 -
Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir. Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra edilir.
Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek hakkı;
a) Hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini,
b) Muayenenin, teşhisin, tedavinin ve hasta ile doğrudan teması gerektiren diğer işlemlerin makul bir gizlilik ortamında gerçekleştirilmesini,
c) Tıbben sakınca olmayan hallerde yanında bir yakınının bulunmasına izin verilmesini,
d) Tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin, tıbbi müdahale sırasında bulunmamasını,
e) Hastalığın mahiyeti gerektirmedikçe hastanın şahsi ve ailevi hayatına müdahale edilmemesini,
f) Sağlık harcamalarının kaynağının gizli tutulmasını, kapsar.
Ölüm olayı, mahremiyetin bozulması hakkını vermez
Eğitim verilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların tıbbi müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında bunun için hastanın ayrıca rızası alınır.

Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulmama
Madde 22 - Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.
Bir suç işlediği veya buna iştirak ettiği şüphesi altında bulunan kişinin işlediği suçun muhtemel delillerinin, kendisinin veya mağdurun vücudunda olduğu düşünülen hallerde; bu delillerin ortaya çıkarılması için sanığın veya mağdurun tıbbi ameliyeye tabi tutulması, hakimin kararına bağlıdır.
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu ameliye, cumhuriyet savcısının talebi üzerine yapılabilir.

Bilgilerin Gizli Tutulması
Madde 23 - Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen haller dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz.
Kişinin rızasına dayansa bile, kişilik haklarından bütünüyle vazgeçilmesi, bu hakların başkalarına devri veya aşırı şekilde sınırlanması neticesini doğuran hallerde bilginin açıklanması, bunları açıklayanın hukuki sorumluluğunu kaldırmaz.
Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir.
Araştırma ve eğitim amacı ile yapılan faaliyetlerde de hastanın kimlik bilgileri, rızası olmaksızın açıklanamaz.
Tıbbi Müdahalede Hastanın Rızası

Hastanın Rızası ve İzin
Madde 24 - Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya
vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz.
Kanuni temsilci tarafından muvafakat verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanunu'nun 272 nci ve 431 inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.
Kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediği takdirde hayatı veya hayati organlarından birisi tehdit altına girecek ise, izin şartı aranmaz.
Üçüncü fıkrada belirtilen ve hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil haller haricinde, rızanın her zaman geri alınması mümkündür. Rızanın geri alınması, hastanın tedaviyi reddetmesi anlamına gelir.
Rızanın müdahale başladıktan sonra geri alınması, ancak tıbbi yönden sakınca bulunmaması şartına bağlıdır.

Tedaviyi Reddetme ve Durdurma
Madde 25 - Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.
Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine kullanılamaz.

Küçüğün veya Mahcurun Tıbbi Müdahaleye İştiraki
Madde 26 - Kanuni temsilcinin muvafakatinin gerektiği ve yeterli olduğu hallerde dahi, mümkün olduğu ölçüde küçük veya mahcur olan hastanın dinlenmesi suretiyle tıbbi müdahaleye iştiraki sağlanır.

Alışılmış Olmayan Tedavi Usullerinin Uygulanması
Madde 27 - Klinik veya laboratuar muayeneleri sonucunda bilinen klasik tedavi metodlarının hastaya fayda vermeyeceğinin sabit olması ve daha evvel deney hayvanları üzerinde kafi derecede tecrübe edilmek suretiyle faydalı tesirlerinin anlaşılması ve hastanın rızasının bulunması şartları birlikte mevcut olduğunda, bilinen klasik tedavi metodları yerine başka bir tedavi usulü uygulanabilir. Ayrıca, bilinen klasik tedavi metodu dışındaki bir metodun uygulanabilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve bu tedavinin bilinen klasik tedavi usullerinden daha elverişsiz sonuç vermeyeceğinin muhtemel olması da şarttır.
Evvelce tecrübe edilmemiş bir tıbbi tedavi ve müdahale usulü, ancak zarar vermeyeceğinin ve hastayı kurtaracağının mutlak olarak öngörülmesi halinde yapılabilir.
Altıncı Bölüm'de yer alan hükümler saklıdır.

Rızanın Şekli ve Geçerliliği
Madde 28 -
Mevzuatın öngördüğü istisnalar dışında, rıza herhangi bir şekle bağlı değildir.
Hukuka ve ahlaka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür ve bu şekilde alınan rızaya dayanılarak müdahalede bulunulamaz.

Organ ve Doku Alınmasında Rıza
Madde 29 - 18 yaşından küçük ve mümeyyiz olmayanlardan organ ve doku alınamaz. Bu şartları tamam olanlardan teşhis, tedavi ve bilimsel amaçlar ile organ veya doku alınması, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve NakliHakkında Kanun'un 6 ncı maddesinde öngörülen yazılı şekil şartına tabidir. Ölüden organ ve doku alınma şartı ve cesetlerin bilimsel araştırma için muhafazası hususunda 2238 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi hükümleri saklıdır.

Aile Planlanması Hizmetleri ve Gebeliğin Sona Erdirilmesi
Madde 30 - İlgilinin rızası mevcut olsun veya olmasın, Bakanlık tarafından tespit edilmiş olanlar dışındaki ilaç ve araçlar aile planlaması hizmetlerinde kullanılamaz.
Gebeliğin sona erdirilmesi, 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile öngörülen şartlara tabidir.
Sterilizasyon ve gebeliğin sona erdirilmesi hallerinde, hastanın rızası ile evli ise eşinin de rızası gereklidir.

Rızanın Kapsamı
Madde 31 - Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır.
Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.

Tıbbi Araştırmalar

Tıbbi Araştırmalarda Rıza
Madde 32 -
Hiç kimse; Bakanlığın izni ve kendi rızası bulunmaksızın, tecrübe, araştırma veya eğitim amaçlı hiçbir tıbbi müdahale konusu yapılamaz.
Tıbbi araştırmalardan beklenen tıbbi fayda ve toplum menfaati, üzerinde araştırma yapılmasına rıza gösteren gönüllünün hayatından ve vücut bütünlüğünün korunmasından üstün tutulamaz.
Tıbbi araştırmalar, sadece, mevzuata göre araştırmada bulunmayan yetkili ve yeterli tıbbi bilgi ve tecrübeyi haiz olan personel tarafından, mevzuat ile belirlenmiş bulunan yerlerde yürütülür.
Gönüllünün tıbbi araştırmaya rıza göstermiş olması, bu araştırmada görev alan personelin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Gönüllünün Korunması ve Bilgilendirilmesi
Madde 33 -
Araştırmalarda, gönüllünün sağlığına ve diğer kişilik haklarına zarar verilmemesi için gereken bütün tedbirler alınır. Araştırmanın gönüllüye vereceği muhtemel zararlar önceden tespit edilemediği takdirde; gönüllü, rızası bulunsa dahi, araştırma konusu yapılamaz.
Gönüllü; araştırmanın maksadı, usulü, muhtemel faydaları ve zararları ve araştırmaya iştirak etmekten vazgeçebileceği ve araştırmanın her safhasında başlangıçta verdiği rızayı geri alabileceği hususlarında, önceden yeterince bilgilendirilir.

Rıza Alınmasının Usulü ve Şekli
Madde 34 -
Tıbbi araştırma hakkında yeterince bilgilendirilmiş olan gönüllünün rızasının maddi veya manevi hiçbir baskı altında olmaksızın, tamamen serbest iradesine dayanılarak alınmasına azami ihtimam gösterilir.
Tıbbi araştırmalarda rıza yazılı şekil şartına tabidir.

Küçüklerin ve Mümeyyiz Olmayanların Durumu
Madde 35 -
Reşit ve mümeyyiz olmayanlara, kendilerine faydası olmadan, sırf tıbbi araştırma amacı güden tıbbi müdahaleler hiçbir surette tatbik edilemez. Faydaları bulunması şartı ile reşit ve mümeyyiz olmayanlar üzerinde tıbbi araştırma yapılması, velilerinin veya vasilerinin rızasına bağlıdır. Kanuni temsilci tarafından muvafakat verilmeyen hallerde, 24 üncü maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

İlaç ve Terkiplerin Araştırma Amacıyla Kullanımı
Madde 36 - Özel mevzuatına göre izin veya ruhsat alınmış olsa dahi, sırf tıbbi araştırma amacı ile hasta üzerinde kendi rızası ve Bakanlığın izni bulunmaksızın hiçbir ilaç ve terkip kullanılamaz.
İlaç ve terkiplerin tıbbi araştırmada kullanımı, 29/11/1993 tarihli ve 21480 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik hükümlerine tabidir.

Diğer Haklar

Güvenliğin Sağlanması
Madde 37 - Herkesin, sağlık kurum ve kuruluşlarında güvenlik içinde olmayı bekleme ve bunu istemek hakları vardır.
Bütün sağlık kurum ve kuruluşları, hastaların ve ziyaretçi ve refakatçi gibi yakınlarının can ve mal güvenliklerinin korunması ve sağlanması için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.
Tutuklu ve hükümlerin sağlık kurum ve kuruluşlarında muhafazaları ile ilgili özel mevzuat hükümleri saklıdır.

Dini Vecibeleri Yerine Getirebilme ve Dini Hizmetlerden Faydalanma
Madde 38 - Sağlık kurum ve kuruluşlarının imkanları ölçüsünde hastalara dini vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri için gereken tedbirler alınır.
Kurum hizmetlerinde aksamalara sebebiyet verilmemek, başkalarını rahatsız etmemek ve personelce düzenlenip yürütülen tıbbi tedaviye hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şartı ile hastalara dini telkinde bulunmak ve onları manevi yönden desteklemek üzere talepleri halinde, dini inançlarına uygun olan din görevlisi davet edilir. Bunun için, sağlık kurum ve kuruluşlarında uygun zaman ve mekan belirlenir.
İfadeye muktedir olmayıp da dini inancı bilinen ve kimsesiz olan agoni halindeki hastalar için de, talep şartı aranmaksızın, dini inançlarına uygun olan din görevlisi çağrılır.
Bu hakların nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kuruluşunun çalışma usul ve esaslarını gösteren mevzuatta ayrıca düzenlenir.

İnsani Değerlere Saygı Gösterilmesi ve Ziyaret
Madde 39 - Hasta, kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir.
Sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel; hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güleryüzlü, nazik, şefkatli ve sağlık hizmetleri ile ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde davranmak zorundadır.
Sağlık hizmetlerinin her safhasında, hastalara, onların bedeni ve ruhi durumları dikkate alınarak, hangi işlemin neden ve nasıl yapıldığı, yapılacağı ve bekletilmeleri söz konusu ise, bekletilmenin sebepleri hususunda gerekli ve yeterli bilgi verilir.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında, insan haysiyetine yakışır gereken her türlü hijyenik şartların sağlanması, gürültünün ve rahatsız edici diğer bütün etkenlerin bertaraf edilmesi esastır. Gerektiğinde, bu hususlar hasta tarafından talep konusu yapılabilir.
Hasta ziyaretçilerinin kabul edilmesi, kurum veya kuruluşça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak ve hastaların huzur ve sükunlarını bozacak fiil ve tutumlara sebebiyet vermeyecek şekilde gerçekleştirilir ve bu konuda gereken tedbirler alınır.

Refakatçi Bulundurma
Madde 40 - Muayene ve tedavi sırasında hastaya yardımcı olmak üzere; mevzuatın ve kurum imkanlarının elverdiği ve hastanın sağlık durumunun gerektirdiği ölçüde, tedaviden sorumlu olan tabibin uygun görmesine bağlı olarak, refakatçi bulundurulması istenebilir.
Bu hakkın nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kurum ve kuruluşunun çalışma usul ve esaslarını gösteren mevzuata ayrıca düzenlenir.

Hizmetin Sağlık Kurum ve Kuruluşu Dışında Verilmesi
Madde 41 - Hastalar, aşağıdaki hallerde sağlık hizmetlerinden bulundukları yerlerde de faydalanabilirler:
a) Koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesinde,
b) Tıbbi sebeplerden dolayı sağlık kuruluşuna bizzat gidilemeyen veya götürülemeyen hallerde,
c) Tabii afetler gibi olağanüstü hallerde.
Hizmetin sağlık kuruluşu dışında verilmesi ile ilgili usul ve esaslar, Bakanlık tarafından ayrıca düzenlenir.

Sorumluluk ve Hukuki Korunma Yolları

Müracaat, Şikayet ve Dava Hakkı
Madde 42 -
Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır.

Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Sorumluluğu
Madde 43 - Hasta haklarının ihlali halinde, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddi veya manevi veyahut hem maddi ve hem de manevi tazminat davası açılabilir.
Ancak, aleyhine dava açılacak merciin kamu kurum ve kuruluşu olması halinde;
a) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 nci maddesine göre; hakkın bir idari işlem dolayısı ile ihlal edilmesi halinde ilgililer, doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açabilirler.
b) Aynı Kanun'un 13 üncü maddesi uyarınca, zarar verici eylemin öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat olarak istenilen tazminat miktarı ayrı ayrı gösterilerek idareye müracaat edilmesi ve talebin açıkça veya zımnen reddi halinde kanuni süresi içinde idari yargı mercilerinde dava açılması gerekir.

Devlet Memuru veya Diğer Kamu Görevlisi Personelin Sorumluluğu
Madde 44 - Bu Yönetmelik'te gösterilmiş olan hasta haklarının fiilen kullanılmasına mani olan veya bu hakları başka şekilde ihlal eden personelin, cezai, mali ve inzibati sorumluluklarının tamamı veya bunlardan bir kısmı doğabilir.
Birinci fıkrada belirtilen sorumluluklar haricinde, ihlalin durumuna göre, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş tarafından personel hakkında uygulanacak idari tedbir ve müeyyideler saklıdır.

Kamu Personelinin Sorumluluğunu Tesbit Usulü
Madde 45 - Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelin, hasta haklarını ihlal eden fiil ve halleri, şikayet halinde veya idarece kendiliğinden tespit edildiğinde, hadisenin takibi, soruşturulması ve gerekir ise müeyyideye bağlanması için doğrudan valiliklerce veyahut Bakanlık veya personelin görevli olduğu kurumlar tarafından müfettiş veya muhakkik görevlendirilir.

Salı, Mart 4

Pnömokok aşısı ve tıbbi gerçekler

Pnömokok; beyin iltihabı, kan iltihabı ve zatürreye neden olan ciddi bir bakteridir.


Bu bakteriye karşı geliştirilen aşı 90’dan fazla tipi olan bakterinin sadece 7 tipine etkilidir. Bu nedenle pnomokok enfeksiyonu sonucu gelişen hastalıklara karşı koruyucu olduğu söylenemez.
Normalde, yetişkin ve çocukların burun ve boğazlarında pnömokok bakterisi zararsız halde bulunur. Bu bakterilerin neden kimi insanlarda hastalığa neden olduğu halen tam olarak bilinmemektedir. Kullanılan antibiyotikler bir grup bakteri türünün mutasyona uğramasına yol açmış ve sonuçta antibiyotiklere direnç gelişmiştir.


Haliyle, koruyacağı öne sürülen aşının yeni mutasyonlara yol açıp açmayacağı belirsizdir. Hatta diğer zararsız bakterileri daha zararlı hale getirme riskide vardır.
ABD’ndeki uygulamalarda; epileptik nöbet geçirme (sara), yüksek ateş, aşırı sinirlilik gibi yan etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Aşı, ABD’nde 2000 yılında kullanım izni almış ve aşı sonrası 79 çocuğun öldüğü, toplam 3243 çocukta yan etki ortaya çıktığı bilinmektedir. 1-3
Halen aşı ile ilgili olarak tek başına ya da diğer aşılarla kombine uygulanımda uzun süreli etkilerinin neler olacağı, dikkar eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, otizm, diyabet, öğrenme zorluğu gibi tablolardaki etkisinin neler olacağı bilinmemektedir. Kombine aşı uygulamalarındaki güvenirlilik oknusunda yapılan bir çalışma yoktur.

Aşının her 0.5 ml dozu 0.125 mg. Aluminyum içerir. Aluminyum beyin ve sinirlere toksik etkisi vardır. 4
Yapılan klinik çalışmalar yetersizdir. Örneğin orta kulak iltihabını önleme olasılığı sadece %7’dir. Hakkında bilinmeyeni çok olan bir tedavi (!) yöntemini sadece bu kadar küçük bir olasılık için uygulamaya değer mi ?
CDC (Amerikan Hastalıkları Kontrol Merkezi) pnömokok aşısının rutin aşı takviminden çıkartılıp sadece yüksek risk grubundaki çocuklara uygulanması gerektiğini bildirmiştir.
25 yılını üst solunum yolu enfeksiyonları araştırmalarıyla geçiren Pitsburg Üniversitesinden KBB uzmanı Prof.Dr. Erdem Cantekin, pnömokok aşısı hakkında şunları söylüyor: "Zararsız pnömokok bakterisinin birden zararlı hale geldiği bilinmez iken yani daha düşmanı tanımaz iken, ona karşı geliştirilen aşının akibeti konusunda görüş bildirmek olanaksızdır. Sağlıklı doğan çocukların aşıya vereceği yanıt belirsizdir."


Üstelik, New England Journal of Medicine dergisinde yer alan bir yazıda, pnömokok bakterisinin çocuklardan öte orta yaş ve yaşlıların hastalığı olduğunu bildiriyor. Zatürreye yol açan tek nedenin pnömokok bakterisi olmadığı, yapılan çalışmalarda kontrol grubu olarak menenjit aşısı konduğu, bu çalışmaların henüz tamamlanmamış olduğu ve çalışma yönteminin etik olmadığını söylüyor. Ve tamamlanmamış çalışma, önde gelen bilimsel bir dergi yerine ilaç firması güdümünde olan bir dergide yayınlanmıştır.

Aşı, zatürre ve orta kulak iltihabına karşı etkisizdir. Üstelik aşı yapılan çocuklarda epileptik nöbet görülme oranı 4 kat, gastrit oranı 4 kat artmış, astım krizi görülme oranı da normalden daha çok olur hale gelmiştir.

Aşı tanıtım filmleri anne ve babaların duygularını sömürmektedir.7
Bilimsel geçerliliği henüz kanıtlanmamış olan pnömokok aşısının Türkiye gibi henüz kalkınmasını sağlayamamış ülkelerin insanlarını kobay olarak kullanarak etkinliğini kanıtlama zihniyetini kınıyorum.
Bu gerçeklerin ışığında Sağlık Bakanlığını, Üniversiteleri göreve çağırıyor; pnömokok aşısı hakkında verdikleri uygulanabilir kararlarını gözden geçirmelerini diliyorum.


Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı

http://www.beyindoktoru.com/