
Karşılaşılan önemli yaşam sorunları, o sorunları ortaya çıkaran düşünce düzeyinde çözülemez...einstein...

Olumlu davranışı destekleyin
Anne babalar genelde çocuklarının yapmalarını istemedikleri şeylere kafa yoruyor. Bunun yerine yapmalarını istedikleri şeyleri öne çıkartıp, çocukları buna teşvik etmek gerek. Mesela “Söyler söylemez, yatağına gittin. Bu çok güzel bir davranış.” Ya da “Bak, çocuk arkadaşının düşen oyuncağını kaldırmasına yardım etti. Ne güzel değil mi?” Olumsuz davranışı yok etmenin en iyi yolu, olumlu davranışı yeri geldikçe desteklemektir.
Öfke pratiği yapın
Çocuğunuzun korkunç öfke nöbetlerinden kurtulmak istiyorsanız, hafif öfke pratiği yapın. Ortada hiçbir gerginlik yokken ona şöyle deyin: “Şimdi bir oyun oynayacağız. Ben sana “Dışarı çıkmak yok” diyeceğim. Sen de sakince “Hayır, anne. Dışarı çıkmak istiyorum” diyeceksin. Ağlamak, bağırmak, bana vurmaya kalkmak yok.” Ona bunu 5 gün boyunca haftada 1 gün yapacağınızı söyleyin. Çocuk bu durumla gerçekten karşılaştığı zaman çılgına dönmek yerine, daha hafif bir reaksiyon gösterecektir. Kazdin Metodu denen yöntem de bu. Çocuğunuzla yaşadığınız en temel sorun neyse, sakinken onun pratiğini yapın.
Küçüklere karşı açık ve net olun
Yöntem 1.5 yaşından başlayarak 15-16 yaşındaki çocuklara kadar işe yarıyor. 1.5-2 yaşındakiler bu oyundan anlamayacağı için onun boyuna inin ve gözünün içine bakarak şöyle deyin: “Az önce sinirlendin. Ama etrafa bir şey fırlatmadın veya bir yere vurmadın. Aferin, tam büyük bir çocuk gibi davrandın.”
Öfke nöbetleri öğrenme anları değildir
En sık yapılan disiplin hatası mola süresini artırarak, bunu cezaya dönüştürmek. “Aynı şeyi bir daha mı yaptın, o zaman 5 dakika yerine 15 dakika odada kalacaksın” denmemeli. Böyle böyle, mola verme süresi 3-4 saate varıyor. Ve çocuk aynı şeyi, üstelik daha da kötü bir şekilde tekrar yapıyor. Olumlu davranışı desteklerseniz, ceza yöntemi nadiren işe yarar, yoksa yaramaz.
Mola süresi 1-2 dakika olmalıdır.
Ve 10 dakikayı geçmemelidir. Amaç ceza vermek değil, çocuğu olumsuz davranışı sergileten unsurlardan uzaklaştırmaktır. Bu zaman çocuğa “Git ve yaptıklarını düşün” demek için uygun değildir. Çocuk sakinleşerek ve kavga etmeden yanınıza geri dönüyorsa, bu davranışı mutlaka yüceltin.
Ya sana yapılsaydı, demeyin
Anne ve babaların en sık düştüğü tuzaklardan biri de çocuğa davranışının ne kadar kötü olduğu söylenirse, o kadar kolay vazgeçeceğini düşünmek. “Kardeşinin bebeğini kırmamalısın. Ya o senin en sevdiğin arabanı kırsa...” tarzında bir yaklaşım çocuğun davranışını değiştirmeyecektir. Önemli olan olumlu davranışı desteklemek ve bu tür örnekler vermektir. Biz büyükler bile transyağların ne kadar zararlı olduğunu biliyoruz ama patates cipsi yemekten vazgeçmiyoruz.
‘Lütfen’ deyin
Otoriter bir ses tonuyla “Yatağa git” demek yerine, sakin bir tonla “Yatağa gider misin, lütfen?” diye sorarak daha kolay sonuca ulaşırsınız. Bu tüm insanlar için geçerlidir. Çocuklar da kendileriyle emir kipinde konuşulmasından hoşlanmaz.
Seçenek sunun
Mesela sokağa çıkarken mont giymemekte ısrar eden çocuğunuza “Montunu giy” demek yerine pozitif bir ifadeyle “Yeşil montu mu, turuncuyu mu tercih edersin? Bence turuncu sana çok yakışıyor.” derseniz, büyük ihtimalle birini tercih edecektir. Tüm insanlar seçenek sunulduğunda, birini tercih etme yoluna gider.
Olumsuz davranışın tekrarı normaldir
Hareketlerinde düzelme gözüken çocuğunuzun arada sırada olumsuz davranışı tekrarlaması çok normaldir. Tıpkı tuvalet eğitimini tamamlayan çocuğun, ara sıra altına kaçırması gibi... İnsan davranışlarında tam öğrenme gerçekleşene kadar olumlu ve olumsuz değişiklikler olur. Öğrendikten sonra ise yavaş yavaş olumsuzlar kaybolur. Hayal kırıklığına uğramayın.
Vatan Gazetesi / Ayye Aydın
Küçük çocuklara yapılan cinsel girişimler ‘pedofili’ olarak adlandırılar.
"Madonna küçük kızı için, şarkıcılık hayatı boyunca giydiği sahne kostümlerinin aynılarından diktirdi.""Mütereddit ruhlar" herhalde daha zor cesaret edeceklerdir kendilerinden bir tane daha yaratmaya (!). Hatta onlara çocuk yapmak "cüret" edilecek dev bir kalkışma gibi gelecektir. Onların hayatta giydikleri "sahne kostümleri" hep bir yerlerinden sarktığı, üstlerine hiç tam oturmadığı için, kızlarına aynılarını diktirmeye o kadar da hevesli olmayacaklardır. Kızlarını "projeleri" olarak üretmek, büyütmek büyük bir küstahlık gibi gelecektir onlara. Bir insanı bir proje olarak üretmeye cüret etmek şöyle dursun, kendilerindeki arızaları kızlarına aktarmak korkusuyla irkileceklerdir.
Bu irkilme yüzünden anneler, hayatta kendileri nerelerinden kırıldılarsa, kızları için tasarladıkları çelik zırhların tam o noktasına çifte su vermek isteyeceklerdir.
Kızlar, annelerin, hayatı "bari bu kez" yenme hamlesidir çünkü. Hiçbir zırh "hayat geçirmez" değildir halbuki. Bu yüzden işte bu "proje" hep hedefi ıskalayacaktır.
Kızlar, tam da annelerinin en beğenmedikleri yumuşak karınlarına sahip olduklarını vakti gelince görecekler; her kız vakti gelince annesinin bir benzeri olduğunun farkına varacaktır.
Zırhın yumuşak karnı anneden kıza geçecek veya zırhın başka bir yerinde unutulmuş bir zaaf kalacaktır. Bu gedik yüzünden yabancılar tarafından hırpalansa bile kız çocuğu, anneyle, ayaklar alta alınıp divan üzerinde yapılan konuşmalar o delikler, o gedikler sayesinde daha "insanca" bir tat içerecektir.
Bir göz kararma anıdır herhalde bebek yapmak; yani yoksa nasıl?
Düşünmeye başlayınca çok korkunçlaşan bir şey değil mi aslında?
Ya seni sevmezse?
Ya her şeyi berbat edersen?
Ya sendeki bu kırık dökük arazlar, bu berbat ruh halleri, hoşlanmadığın bütün o şeyler ona da genetik olarak geçiverirse?
Ya da bütün bu arazlar geçmez de seni anlamayacak, senin de anlayamayacağın bir kız çocuğuyla burun buruna gelirsen?
Ya para biterse?
Ya uykusunda yüzünü yastığa gömer ve sen de bunu fark etmezsen?
Konuşamadığı dönemde onu hiç anlayamaz ve kendini derin bir çaresizlik içinde hissedersen?
Ya da acaba bebek doğunca beynin bütün bu acayip işleyişi hormonlar yüzünden değişiyor da insan genişliyor mu acaba?
Bütün bu çocuklar nasıl yapılırdı yoksa?
Dağda bayırda doğanlar, hastane köşelerinde kendi kendine çıkanlar... Var muhakkak orada bir abra kadabra.
Kendi "kostümlerinin" aynısını kızına diktirmekten çekinen anneler, herhalde hayat kostümlerinden tastamam emin olmayanlar, kendini kör bir biçimde onaylayıp durmayanlardır. Yaşama ve daha iyi bir insan olma telaşı içinde hep bir yerleri yırtılan, eteğinin sarktığını hep sonradan fark eden, payetleri kırık kostümler, kostümlüler...
Onların kızları, elbette zırhlarında deliklerle, sıyrılmaya açık etleriyle dolaşacaklardır yaşamak adlı meydanda.
Bu yüzden işte dinlemeye değer cümleleri onlar kuracaklardır.
Çelikler içinde dolaşanların hiçbir zaman söyleyecek iyi bir cümlesi olmayacaktır.
"Başarılı projeler", başarısız kalpler yaratacaktır...
Çocuğun nasıl yapılacağını biliyorsunuz. Bunun için ayrıca okullarda okutmaya, kitaplar üstünde kafa patlatmaya, doktora tezleri hazırlamaya gerek yok.
Babanızla ananız sizi nasıl yapmışsa, onların babalarıyla anaları onları nasıl yapmışsa, siz de aynen öyle yapacaksınız.
40 bin yıl önce çocuk nasıl yapılıyorsa, bugün de aynı usulle yapılmaktadır. Arada hiçbir değişme olmamıştır. Amerika ile Asya'da, Afrika ile Avrupa'da, Avustralya ile kutuplarda çocuklar aynı ortak teknikle imal edilmektedirler.
Toplumların geri kalmışlığı, yahut gelişmişliği, bu konuda hiçbir ayrıcalık göstermemekte; sadece korunma metodlarıyla kürtaj, babalık ve çocuğun bakım sorunu, uygarlıklara göre bazı özellikler içermektedir.
Biz şimdi burada çocuğun yapımından çok, eğitimi üstünde durmak istiyoruz.
Çocuğu yaptınız. Çocuk oldu ve doğdu.
Çocuğu nasıl eğiteceksiniz?
Hemen o gece bir yenisini yaparsın.
Çocuk eğitimi kolay değildir.
Ayrı bir özen ister.
Sille, tokat, cop, kurşun, sık sık öldürmek ister.
Öldükçe de, o gece yenisini, o gece yenisini...
Alt tarafı yeni bitme veletlerle değil;
her sorunun hemen üstesinden gelen,
erkekliğimizle kurtaracağız bu vatan gemisini...
Çetin Altan
Zurna'da Peşrev Olmaz 'dan
Güncel değil,,,arşiv'den
_____________________________________________
http://www.penguen.com/kapak.asp?gun=20080311


Çetin Altan
Gerek kadının erkeğe verdiği değerlerden, gerekse çocuğun somut üstünlüklerinden ötürü, kadınların çoğu erkek çocuğu yeğler.
"Harika şeydir erkek doğurmak" derler; kadın hep bir 'kahraman' doğurmak ister, kahramanlarsa hiç kuşkusuz erkeklerden çıkar.
Kadının oğlu insanları yöneten bir şef, bir asker, bir yaratıcı olacaktır;
yeryüzüne kendi istencinin damgasını vuracak,
anası da onunla birlikte ölümsüzlüğe erecektir,
kurmadığı evleri,
gidip gezmediği ülkeleri,
okumadığı kitapları anasına "O" verecektir.
Kadın, onun aracılığıyla sahip olacaktır dünyaya; tabiî, önce oğluna sahip olabilirse.
Tutumundaki çelişki de işte burdan gelmektedir.
Freud, ana-oğul ilişkisinin iki yönlülüğe en az yer bırakan ilişki olduğu görüşündedir,
oysa kadının analıkta erkek evladına takındığı tavır, sevgi ya da evliliktekinin aynıdır;
eğer sevgisinde ya da evliliğinde erkeklere düşman olmuşsa, çocuk biçimine girmiş erkeği boyunduruğu altına almaktan büyük bir zevk duyacaktır;
saldırgan özlemler besleyen erkeklik organıyla hiç çekinmeden alay edecek; kimi zaman da, uslu durmazsa kökünden kesileceğini söyleyerek korkutacaktır çocuğu.
Hattâ çok daha alçakgönüllü, çok daha barışçıl bir kadın olsa ve O'nu iyiden iyiye kendine mal edebilmek üzere, geleceğin kahramanı diye selâmlasa bile, yine de oğlunu kendi içkin gerçekliğine indirgemeye çalışır...
Kocasına çocuk, oğluna da bebek gibi davranır. Ananın oğlunu iğdiş etmek istediğini söylemek ve buna inanmak gereğinden fazla akılsal, gereğinden fazla basit bir kanıdır;
ananın düşü çok daha çelişiktir..., kadın oğlunun hem sınırsız olmasını, hem de avucunda durmasını, dünyaya diz çöktürürken, kendi önünde diz çökmesini ister.
Yumuşak başlı, boğazına düşkün, eliaçık, utangaç olmasını, belli bir yere yerleşmesini salık verir, spordan, arkadaşlıktan alıkoyar, kendine güvenmesini engeller, çünkü yalnız kendisinin olmasını arzulamaktadır;
ama oğlu, övünebileceği bir serüven adamı, bir şampiyon, üstün yetenekli bir insan olmadığı zaman da hayal kırıklığına uğrar.
Neyse ki, çoğu erkek çocuk bu boyunduruktan çabucak kurtulur; töreler ve toplum bu konuda kendisine yardımcıdır. Beri yandan, ana da buna sessizce boyuneğer; erkeğe kafa tutamayacağını bilmektedir. Acılı ana rolünü benimseyerek ya da kendisini yenenlerden birini doğurmuş olmanın övüncüyle avunur.
Küçük bir kız'sa tam anlamıyla anasının eline bırakılmıştır;
bu da, ananın kız üstünde daha çok hakkı olduğunu sanmasına yol açmaktadır. Ana-kız ilişkileri daha bir dramsaldır.
Ana, kızını seçkin sınıfın üyesi olarak görüp saymaz: kendi imgesini arar onda. Kendi kendisiyle ilintisinin bütün iki anlamlılığını kızına yansıtır;
ve bu başka ben'in başkalığı ortaya çıkınca, ihanete uğramış hisseder kendini. Ana-çocuk çatışması kızla anası arasında son kertesini bulur.


Stekel çok haklı olarak şöyle der;
Çocuklar, aşkın yerini tutan birer oyuncak değildirler;
gerçekleştirilemeyen bir ereğin yerini de doldurmazlar;
yaşamımızın bokluğunu örtecek birer malzeme de değildirler;
onlar ağır bir yük, bir sorumlulukturlar;
özgür sevginin en eli açık çiçecikleridirler.
Çağdaş Batılı kadın; belli bir evin hanımı, belli bir eş, belli bir ana, belli bir kadın olarak öbür insanların gözüne çarpmak istemektedir. Ve bu gereksinimi toplumsal yaşamında gidermeye çalışacaktır.

