bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçer

Perşembe, Ekim 16

Zekâ ise etik hiçbir anlam taşımaz, nötrdür!


Kavramlarla kelimeleri doğru birleştirmek çetrefil bir iştir. İfade etmek istediğimiz kavram için seçtiğimiz kelime, esasında bambaşka bir kavramın ifade şekli olabilir. Hele ki söz konusu soyut kavramlarsa. Çünkü bunları parmağımızla işaret ederek, elimizin içine alarak “İşte tam da bundan bahsediyorum” diyemeyiz…

Bazen de farklı şeyler olduğunu düşündüğümüz şeyleri tanımlamamızı veya farklarını söylememizi istediklerinde düşünür düşünür işin içinden çıkamayız. Birinin tanımı için kullandığımız cümleleri diğeri için de söylerken bulabiliriz kendimizi…

Ben de aynı bu duruma düştüm; “Zekâ ile Akıl arasındaki fark nedir?” diye sorduğunda arkadaşım. Bir insan akıllı olmayıp da zeki olabilir mi? Zeki olmayıp da akıllı olabilir mi? Ve hangisinin karşıtı aptallık ve ahmaklıktır?

Madem dolaysız bir şekilde tanımını vermekte zorlanıyoruz, kıyas yoluyla gidebiliriz…

Akıl somut olarak ölçülemez. Aksine zekâ, bilindiği gibi IQ testiyle ölçülebilir. Zekâ akıl gibi değildir, insanlar arasında yeterince eşit bölüştürülmemiştir. Fakat aklın eşit olarak bölüştürülmüş olması, istisnasız herkesin ‘akıllı’ sıfatını haketmesini garantiye almaz. Tıpkı istisnasız hepimizde kaslar [görevi hareket sağlamak] olmasına rağmen, felç hastalarının hareket edememesi gibi…
“Sağduyu (aklıselimlik), yeryüzünde adalete en uygun şekilde dağıtılmıştır, diye yazıyor Descartes Metot Üzerine Konuşma’sında. Öyle ki herkes aklıselimlik açısından kendisinin en iyi şekilde donatılmış olduğunu düşünür. Hatta sahip oldukları hiçbir şeyle yetinemeyen insanlar bile, daha fazla akıl istemezler. […] Asıl olan, daha yüksek bir akla sahip olmak değildir. Onu iyi kullanabilmektir. (İyi kullanılamadığında) En yüce diye bildiğimiz insanlar, doğru davranışlar sergiledikleri gibi çok büyük yanlışlar da yapabilirler. Ve çok yavaş yürümesine rağmen doğru istikamette giden kişiler, çok hızlı olmasına rağmen ters yöne gidenlerden daha çok ilerler.”

O halde ister etik, ister pragmatik açıdan olsun, akıllı kişi doğruyu seçen, yapan kişidir
Akıl, iyi ve doğru olana hizmet etmekte olan zekâdır diyebiliriz. Ya da zekâyı dizginleyen güçtür akıl. Zekâ ise etik hiçbir anlam taşımaz, nötrdür. Örneğin sadece zeki bir insan kâinattaki en güçlü nükleer bombayı icat edebilir. İleride sevdiği her şeyin ölümüne sebep olacağını akıl edemeyebilir. Ama akıllı insan; icat edebilecek zekâsı olsun olmasın, buna girişmez. Bu durumda, savaş teknolojisine hizmet verenlere dâhi ahmaklar diyebilir miyiz?
Zekâ kısaca beynin algılama hızıdır. Ama belirli bir metotla bütünleşmeden, yalın olarak, doğru ve iyi bir sonuca ulaşamaz.
Melda GÜNGÜL
İndigo Dergisi

Pazar, Ekim 12

Bir kere tuttu mu insan hayatın elinden


Bir kere tuttu mu insan hayatın elinden

Bir daha bırakmamalı

Zira, onun ne zaman elini gevşeteceği

ya da bırakacağı hiç bilinmez.


Bir kere tuttumu hayat insanın elini,

İlk nefesi, ilk çığlığı hediye ettiğinde

Her şeyin başlangıcı ve bitişi birbirine o kadar yakınken

Tırnakları iyice geçirmeli tutunmak için…

Zira onun ne zaman şapkayı alıp kapıdan çıkacağı belli olmaz



Kocaman bir saçmalıkken hayat başlı başına

Alınan her nefes arasında bir saçmalık da kendi katmamalı insan

Minnacık kalbini taşıyabileceğinden fazla yükle doldurmamalı

Bir deniz kıyısında oh çekerken

Bir dağ yamacında derin bir nefes almalı.


Yaşam katili insanların yüzüne

En alaycısından bir bakış atıp

Ağzını yayık ayran kıvamında bükebilmeli insan.

Minik kalbinin üzerine yapışan kırgınlık lekelerini

Ön yıkamalı programda

Uzun uzun çitilemeli


Yaşamaya yatmalı insan

‘Bugün var yarın yok’ olan zamanın içinde

Tasa hamallığı yapmak yerine

Neşe tüccarlığından geçinmeli


Tepesi attığında insan

Haydaaa! deyip bir harmandalı oynamalı

Dizleri yere vura vura

Sıkıntının ağırlığını

toprağa bırakmalı


Sabah uyanıp, görünce suretini aynada

‘ne güzelsin bugün’ deyip deyip

Öpebilmeli kendini insan.

Her şeyin geçip gittiğini,

Gidiyor olduğunu

Ve hep gideceğini

Bile bile

Söyleye söyleye…


Bir kere tuttu mu insan hayatın elinden

Bir kere tuttu mu hayat insanın elini,

Tüm saçmalığın içinde ‘değmez be’ deyip deyip

‘Sen yoksan dünya da yok’u terennüm ederek

El el yürüyüp gitmeli işte…


GÖZDE BEDELOĞLU

Cumartesi, Eylül 20

Hem'cinslerim...

Hani hemcinslerime de kızmıyor değilim ama..., 
Biraz da samimi olmak gerekiyor...(yazıyla da üç nokta) 
Hadi samimi olalım,,,
Hadi günah çıkaralım,,, 
'SEN YANMASAN BEN YANMASAM BİZ YANMASAK NASIL ÇIKAR KARANLIKLAR AYDINLIĞA'
tüm bir bakış açısını ifade etse de; doğru bir önerme, net bir soru oysa,
Özelleştirilmeli!!!
ÖZ'eleştirilmeli!!!
Ki; Hiç kimseden çekmedim kadınlardan çektiğim kadar, naçizane ömrümde...
Sanırım ilkin anne 'kadın'a dair negatif ayrımcılığı sergiler. Hani 'kızım da olsun istiyorum ama, illa oğlum olsun' dramatik bir arzu'dur. Üstelik iç sesimizin böyle bir ezberi, ya da genetik kodu vardır,,, ve tüm farkındalıklarımız bu iç sese? genetik koda? ne ise halen müdahale edememiş, sus artık bakayım sen diyememiştir.
Tüm cinsel sapkınlık paranoyalarımızı kız çocuklarımız üzerine geliştirir, kimimiz hayli felaket senaryolu, kimimiz hayli despot, kimimiz daha entellektüel söylemlerle amma illa onların beyinlerine de sağlıklı beslenme menüsünün protein/vitamin değerleri gibi olmazsa olmaz biçimde çocukluğundan itibaren yıllara sari bir yayılım içinde tohumlandırır, filizlendirir, meyvelerini de 'ahlaklı' lezzette hem yiyip, hem de eşe dosta ikram için almak isteriz. 
Eğer ki illa sıfatına haiz erkek çocuğumuz da var ise; onun da gözünü açmak lazımdır, velhasıl şöyle tazesinden bir eksik eteğin eteğine düşüverip, tüm sermayesi heba oluverecektir. Oğullarımız hele ki yeni yetme'ye başladıklarında ah ne saf, ne temiz kalpli, ne de kandırılmaya müsaittirler.., ve şu kadın, kız milleti diye salınıp gezen 'hem cinslerimiz' aslında bir şeytandır...,

Ben kadınların, kendi makus talihlerini? pek de yenmek gayreti, amacı içinde olmadıklarını düşünüyorum,,, yukarıdaki kısa bir anekdot,,, yaşamın her anı, her mekanı, her türlü perspektifi içinde çoğaltılabilir. 
Hayatın kendisini var'etme erkine sahip olmamız,,, hayatı yaşama biçimimizi de tümden resmetme erkini yine bize zimmetlemiştir. 
Bu her çağda, her toplumda böyledir, geçerlidir... Bizim, yani kadınların,,, tamamen, topyekün bir biçimde dünyada 'kadın' olgusunun duruşuna dair gerçekçi bir rahatsızlığımız yoktur. Hiçbir çağda olmamıştır. Bu yüzden kadın haklarına dair edinimler uzun yıllara sirayet eden mücadelelere sahne olmuş,,, bu mücadelelere karşı en sert muhalefet yine kadınlardan gelmiştir.
Ve kadınlar, erkeğin her yaşta sığındığı 'anne', seviştiği 'sevgili', kucakladığı 'kızı' olarak hep hayatlarının merkezinde bir yerde, ya tüm bunlarla, ya da herhangi biri olarak illa ki vardılar, anlamlıydılar... Bunların her biri, ya da herhangi biri için; erkekler çalıştılar, çabaladılar, yaşadılar, yaşattılar, öldüler, öldürdüler.., galiba biz kadınlar biraz da kendimize biçtiğimiz elbiseyi giyiyoruz...

Perşembe, Eylül 18

Anlamsız

nerede kırılır 
sesime sağır 
sonsuza giden doğru... 

ve ömrüm 
kaçıncı noktasında düşer 
takvimime? 

elleri var mı ki tanrının 
cetvel tutsun 
adımı yazsın milimine? 

tut beni!.. 
hiçlikten gelip hiçliğe gidiyorum 
'aşk' diye diye... 
Tayyibe ATAY

Deniz Türküleri

Baş ağrısı değil bu şakaklarımda zonklayan 
Bir kalp ağrısı ki 
Kahpe faklar ortasındayız 
Sağım art niyet 
Solum sevgisiz yürek 
Önüm vurgun 
Arkam kanlı kör bıçak 
Baş ağrısı değil bu şakaklarımda zonklayan 
Beni can evimden vuran 
Bir kalp ağrısı ki 
Kirli eller tetikte 
Kara yürekler takipte 
Ben sorgusuz 
Sen sualsiz 
Kahpe faklar ortasındayız 
Dostluk Kaf dağının ardında isimsiz 

Sevgi 
Ulaşılmaz bir erdem sanki 

Bin ölüm 
Yürek üç kuruşluk sahibinin sesi çalar hep köpek marka 
Kafa uçurum 
Düşünce şarampol 
Bir baş ağrısı değil bu şakaklarımda zonklayan 
Bir kalp ağrısı ki 
Hangi dala el atsam 
Kırılgan 
Bir dipsiz kuyu 
Okyanus sanki 
Kirli 
Ve de hep kara 
Hep pasak 

Satmak 
Satılmak beş para 

Kara çalmak 
Adam olamamaksa bedelsiz 

Bedelsiz 
Sen 
Ben 

Ve de sevgiler aşklar vurgunda 
Acımasız 

Sevgisiz 
Karanlık ayaklar altında tüm mavi beyaz yürekler 

Kör ve kahpe 
Hep bir yasakta 

Ve benim 
Anlımda 
Bir dağ ateşi 

Hep inadına 
Dilimde tehlikeli 
Deniz türküleri 

Aklım Spartaküs 
Aklım Che 

Bir Arap kısrağının yelelerinde takılı yüreğim üstelik 
Rüzgârlarında asi. 

ÖZAY SAĞLAM